İş hukukunda arabuluculuk, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan çözümlenmesi için önemli bir alternatif yöntemdir ve temelde zorunlu arabuluculuk ile ihtiyari arabuluculuk olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki tür arasındaki temel farklar, sürecin başlatılması, yasal niteliği ve uygulama alanlarıdır.
Zorunlu arabuluculuk, belirli iş hukuku uyuşmazlıklarında (örneğin, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçilik alacakları ve işe iade talepleri) dava açılmadan önce arabulucuya başvurmanın kanunen zorunlu olduğu bir süreçtir. Bu tür uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurmadan açılan davalar, dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilir. Zorunlu arabuluculuk, 2018 yılından itibaren iş hukuku uyuşmazlıklarında uygulanmaya başlamıştır. Amacı, mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve uyuşmazlıkları daha hızlı çözüme kavuşturmaktır.
Öte yandan, Ihtiyari arabuluculuk, tarafların kanunen zorunluluk olmadığı halde, uyuşmazlığın çözümü için dava açmadan önce veya dava sırasında kendi istekleriyle arabulucuya başvurmayı tercih etmesidir. Taraflar, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri her türlü özel hukuk uyuşmazlığıyla ilgili ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurabilir. Bu süreç tamamen gönüllülük esasına dayanır ve tarafların anlaşma sağlamak istemeleri durumunda başlatılır. Sigortalılığın tespiti, iş kazası ve meslek hastalıkları gibi davalar zorunlu arabuluculuğa tabi değildir, bu gibi durumlarda doğrudan dava açılabilir.
Hangi durumun tercih edileceği, uyuşmazlığın niteliğine bağlıdır. İşçilik alacakları gibi konularda zorunlu arabuluculuk bir ön koşulken, taraflar arasındaki ilişkilerin korunması, daha esnek ve yaratıcı çözümler bulunması veya gizliliğin ön planda olduğu durumlarda ihtiyari arabuluculuk daha avantajlı olabilir. Her iki durumda da arabuluculuk süreci gizlidir ve anlaşma sağlanırsa hukuki bağlayıcılığı vardır. Ancak, tarafların zorunlu arabuluculukta dahi anlaşma zorunluluğu yoktur, sadece sürece katılma zorunluluğu bulunur.