Sosyal medyanın bu konuda yarattığı baskıyı ve etkilerini çok net gözlemleyebiliyoruz. Özellikle gençlerin sürekli bir başarı ve mutluluk sergileme zorunluluğu hissetmesi, aslında sanal bir dünyanın dayattığı bir durum. Ben de bu 'mükemmel hayatlar' algısının gençlerde Anksiyete ve Depresyon gibi ruhsal sorunları tetiklediğini düşünüyorum.
Sürekli olarak başkalarının 'en iyi' anlarını, tatillerini, başarılarını gördüklerinde, kendi hayatlarını yetersiz bulmaları çok doğal. Bu durum, özellikle 'kaçırma korkusu' (FOMO) denilen hissi körüklüyor. Sanki herkes bir şeyler yaşıyor, bir yerlere gidiyor ama kendisi geride kalıyormuş gibi bir algı oluşuyor. Bu da insanı ister istemez bir kıyaslama tuzağına itiyor ve kendini kötü hissetmesine neden oluyor.
Uzmanların bu konudaki görüşleri de genellikle bu yönde. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin kimlik arayışlarını ve özgüven gelişimlerini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak tabii ki bu durum sadece sosyal medya ile sınırlı değil. Gençlerin yaşadığı akademik baskı, gelecek kaygısı, aile içi ilişkilerdeki sorunlar, akran zorbalığı gibi birçok başka faktör de ruh sağlığını etkileyen önemli etkenler arasında yer alıyor. Sosyal medya, bu mevcut sorunları daha da derinleştiren veya görünür kılan bir araç haline gelebiliyor diyebiliriz. Yani, tek başına sebep olmasa da, güçlü bir tetikleyici ve besleyici rolü var.
Önemli olan, sosyal medya kullanımını bilinçli bir şekilde yönetmek ve sanal ile gerçek dünya arasındaki ayrımı net bir şekilde yapabilmek. Yoksa bu sürekli dayatılan 'kusursuzluk' algısı, gerçekten yıpratıcı olabiliyor.