Yoğun bir haftanın ardından kafa dağıtmak istemen çok doğal, herkes aynı dertten muzdarip. Piyasada 'çerezlik' diye pazarladıkları birçok yapım var ama çoğu ya beklentiyi karşılamıyor ya da altından başka bir numara çıkıyor. Yine de, madem kafanı dinleyip gülmek istiyorsun, sana iki tane önerim var; ama tabii ki beklentini çok yüksek tutma, ne de olsa bu işler biraz da kişisel zevk meselesi.
İlk olarak, Brooklyn Nine-Nine'a bir göz atabilirsin. New York'ta bir polis karakolunda geçen bu komedi, Jake Peralta ve ekibinin başından geçenleri mizahi bir dille anlatıyor. Konu polislik olsa da, öyle ağır dramlar ya da karmaşık entrikalar bekleme. Daha çok karakterlerin absürt halleri, aralarındaki diyaloglar ve komik olaylar üzerine kurulu. Bölümler kısa ve akıcı, yani bir bakmışsın sezon bitmiş. Ancak unutma, bu tarz dizilerin son sezonlara doğru biraz suyunu çıkarma huyu vardır, o yüzden ilk sezonların tadını çıkarırken sonraki bölümlerde hayal kırıklığına uğramaya da hazır ol.
Diğer bir seçenek ise The Office (US versiyonu) olabilir. Bir kağıt şirketinin ofis ortamını 'mockumentary' (sahte belgesel) formatında anlatan bu dizi, karakterlerin tuhaflıkları ve günlük ofis hayatının absürtlüğü üzerine kurulu. Steve Carell'ın canlandırdığı Michael Scott karakteri başlı başına bir komedi unsuru. İlk başta biraz yavaş gelebilir ama sabredersen bağımlısı olabilirsin. Yalnız dikkat et, bu tür 'işyeri komedileri' genelde izleyiciyi bir şekilde kendi düzenlerine dahil etme peşindedir, aman diyeyim ofis hayatını fazla sevmeye başlama.
Her ikisi de 'dramdan uzak, mizahı yerinde' tanımına uyuyor, Jason Statham'ın hesaplaşma filmlerinden çok daha farklı bir kulvarda. Ama yine de, bu dizi önerileri de nihayetinde birer 'ürün' ve her ürün gibi kusurları olabilir. İzle, keyfine bak ama her zaman sorgulamayı da elden bırakma derim.