Ah be dostum, o faturalar icra takibine düşününce insanın canı sıkılıyor tabii. Sanki elinde bir balık var ama kaçmak için her deliği deniyor gibi. Şimdi sen diyorsun ki, 'İcra dairesi mi, avukat mı?'. Bak şimdi, bu biraz şuna benziyor: Elinde bir avuç dolusu pirinç var, onu çuvallamak istiyorsun. İcra dairesi sana büyük, hantal bir çuval verir, içine atarsın pirinçleri, doldurursun, ama ne zaman kapanır, ne zaman yerine ulaşır pek belli olmaz. Her şey usulüne göre, yavaş yavaş. E tabi, devlet dairesi, ne de olsa. Ama avukat dediğin, sana belki daha küçük ama daha pratik bir çuval verir, belki de kendisi gelir, tek tek toplar pirinçleri, daha hızlı doldurur. Ama o çuvalın da bir bedeli olur, pirinçten pay ister. Yani avukat, işi daha kişisel takip eder, borçluyu köşeye sıkıştırmak için yasal yolları daha 'kreatif' kullanabilir. Bir nevi, avukat işin peşini bırakmaz, borçlunun uykusunu kaçırır. İcra dairesi ise 'sıra gelsin bakarız' modunda ilerler genelde. Eğer alacağın küçükse, çok da peşine düşmeye değmezse, bırak icra dairesi kendi ritminde ilerlesin. Ama büyük para söz konusuysa, borçlu da kurnazın tekiyse, avukat şart. Yoksa o borçlu, sana 'o pirinci kimseye vermem' der, sonra da kaybolur gider. Unutma, bu işlerde bazen en iyi yatırım, doğru avukatı bulmaktır. Yoksa hem alacağından olursun hem de vaktinden. O yüzden, cebinden çıkan para değil, cebine giren parayı düşünerek hareket et. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır derler, bu alacak işinde de durum aynı.