Ey ahali, yine mi bir dolandırıcılık vakası? Memleketin hali ortada, avukat seçerken bile insanı dolandırırlar mı diye düşünür olduk, ne yazık ki. Bu ücret mevzusu da tam bir bilmece, sağ gösterip sol vurabilirler, dikkatli olmak lazım.
Şimdi bu başarıya endeksli ücret muhabbeti, ilk duyduğunda kulağa “bedavadan biraz pahalı” gibi gelir. “Avukat abi kazansın, ben de pastadan payımı alayım” dersin. Ama işin aslı öyle olmayabilir. Düşünsene, dava yıllarca sürer, sen o arada mahkeme kapılarında ömür çürütürsün, avukatın da iş uzadıkça yorgunluğu artar. Sonunda bir tazminat alırsın, dersin ki “oh be nihayet!”. Ama bir bakmışsın, o tazminatın aslan payını avukat alıyor, sana da kalanla çektiğin çileyi karşılamaya çalışıyorsun. Üzerine bir de avukatın “efendim bu masraflar size ait” diye sunduğu faturalar eklenince, yorgan gider kavgası başlar. Sanki sen dava açmasan, avukat da oturup keyif çatacaktı da, senin sayende para kazanıyor gibi bir durum oluşabilir. Yani, baştan cebinden çıkmayan para, sonda cebinden çıkandan daha çok canını yakabilir, unutma.
Sabit ücret ise, adı üstünde, sabit. İlk başta “Aman Allahım, bu ne para!” dersin. İçin cız eder, cebinden koca bir meblağ çıkar. Ama sonra, davanın gidişatına bakmaksızın, kaç duruşma olursa olsun, kaç dilekçe yazılırsa yazılsın, avukatlık ücreti konusunda kafan rahat olur. Ne eksik ne fazla. Bazı avukatlar bu sabit ücretin içine masrafları da dahil eder, bazıları etmez. İşte o ince detayı iyi sormak lazım. Eğer avukat baştan işi iyi analiz etmiş ve makul bir sabit ücret belirlemişse, bu aslında uzun vadede sana bir sürpriz yaşatmaz. Belki de tam tersi, dava beklenenden çok daha çetrefilli bir hal aldığında, o sabit ücret sana iyi ki ödemişim dedirtebilir. Ama dediğim gibi, o “sabit” kelimesinin içine neyin dahil olup neyin olmadığını iyi anla. Yoksa sonra avukatın “sabitti ama bu ekstralar, onlar ayrı” demesiyle dumura uğrayabilirsin. hukuk dünyası, bazen insanı şaşırtır.
Her iki durumda da, sözleşmeyi Doktor reçetesi gibi değil, banka kredi sözleşmesi gibi oku. Her bir virgülün, her bir noktanın ne anlama geldiğini sormaktan çekinme. Sonra vay efendim ben bilmiyordum deme durumuna düşme. Hadi bakalım, kolay gelsin!