Vay be kardeşim, tam da derdine derman ararken, banka sana 'Daha dur bakalım, bu ne acele?' demiş resmen. Sanki borç senin değil de onlarınmış gibi bir tavır. Erteleme yapıyorsun, 'rahatlarım' diye düşünüyorsun, sonra bir de bakıyorsun ki, o erteleme aslında yeni bir duvar örmüş önüne. Bankaların bu halleri yok mu, insanı çileden çıkarır! Hani derler ya, 'Bir taşla iki kuş vurayım' derken, kuşlar seni vurmasın. Sen de tam o hesap, erteleme ile rahatlayayım derken, yapılandırma kapısını kapatmışsın kendine.
Şimdi bu durum aslında bankaların o meşhur 'risk algısı' denen şeyden kaynaklanıyor. Sen erteleme yaptığında, banka seni kırmızı kalemle işaretlemiş oluyor: 'Bu arkadaş ödemekte zorlanıyor, dikkat!' diye. Sonra sen daha o kırmızı kalem silinmeden gelip 'Ben şimdi borcumu baştan aşağı değiştireyim' dediğinde, onlar için 'Eyvah, bu arkadaşın durumu sandığımızdan da kötü!' alarmı çalıyor. Sistemleri de haliyle 'Dur bakalım, daha yeni erteleme talebi onaylandı, bu kadar çabuk tekrar bir değişiklik mi istiyor? Risk yüksek!' diyerek sana otomatikman bir 'Hayır!' çekiyor. Makine sonuçta, duygusu yok ki senin derdini anlasın.
Peki ne yapacaksın? Gidip bankadaki gişe memuruyla kanka olmaya çalışma, onlar da sistem ne derse onu yapıyor. En iyisi mi, erteleme sürenin bitmesini bekle, hatta ilk taksiti ödeyerek 'Bakın ben aslında ödeme niyetindeyim, sadece geçici bir sıkıntı yaşadım' mesajını ver. Sonra tekrar başvur. Belki o zaman sistem sana daha ılımlı bakar. Ya da eğer çok acilse, farklı bankaların kapısını çalabilirsin. Belki başka bir banka, senin borcunu daha uygun koşullarla devralmak isteyebilir. Ama unutma, yeni bir bankayla görüşürken de mevcut erteleme geçmişini şeffafça anlatman gerekir. 'Açık kapı kalmasın' derler ya, sen de her ihtimali değerlendir. Ama bir dahaki sefere bankacılık işlemlerinde adımlarını daha dikkatli at, bu bankaların sağı solu belli olmuyor. İşin gücün rast gelsin.